UNDERWORLD: BLOOD WARS


Underworld serisinin beşinci filme geldiğine gerçekten inanamıyorum çünkü bu, özele hitap eden bir seri. Genel izleyicinin vampirler ve kurt adamlar arasındaki bir mücadeleye ilgi göstermesi ve projenin ekonomik olarak başarı göstermesi hayal gibi duruyordu. Oysa şu anda gelinen durum tam aksini gösteriyor. Şüphesiz bunda baş rol oyuncusu Kate Beckinsale'ın büyük etkisi olmalı. 2003 yılında sinema perdesine yansıyan ilk filmi izlediğimde gerçekten büyülenmiştim. Kate, canlandırdığı Selene karakteri ile göz doldurmuştu ve bu role gerekten çok yakışıyordu. Bununla birlikte filmin görselliği de, bir çizgi romandan çıkmış gibi etkileyiciydi. Her karesi özenle çekilmiş olan ilk film, ticari olarak da büyük başarı sağlayınca, devamını çekmek yapımcı için bir göreve dönüştü. Devam filmleri, en az ilki kadar başarılıydı ve yapımcı ekip çizgisini hiç bozmadan yoluna devam etti. İlk iki filmi yöneten Len Wiseman, oldukça karanlık ve etkileyici bir atmosfer yaratmıştı. Üçüncü film olan 'Rise of the Lycans' ilk iki filmde olanların öncesine dönüyor ve eski çağlarda uzanan mücadelenin köklerine iniyordu. Bu filmi yöneten Patrick Tatopoulos, bence serinin en iyi filmini yaptı zira geçmişte olan olaylar, en güzel bu şekilde ifade edilebilirdi. Dramatik anlatımı en güçlü olan filim de üçüncü filmdi. Serinin dördüncü film olan 'Awakening' yayınlandığında, hikaye artık iyice genişlemiş ve ilerlemişti.  Måns Mårlind ve Björn Stein ikilisi, mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyarak, kavgaya insanları da dahil ettiler. Artık insanlar, aralarında yaşayan vampir ve kurt adamlardan haberdardı ve şüphesiz bir temizlik operasyonu olacaktı. Bu hamle konuyu kısır döngüye girmekten korudu ama proje bütçesini çıkartacak kadar para kazanmadı. Büyük ihtimalle şaşırtıcı şekilde önceki filmlere alaka gösteren genel izleyici, konuya olan ilgisini yitirmişti ve seri artık sadece özele hitap etmeye başlamıştı. Bu durum yapımcıları durdurmaya yetmedi zira tamamlanması gereken bir hikaye vardı ortada. 2016 yılında seri, yeni filmi 'Blood Wars' ile geriye döndü. Projenin reklam filmlerini izlediğimde çok heyecanlandım çünkü ben serinin hitap ettiği özel izleyici arasındayım. Bakalım yeni film bize neler getirdi.

Kurt adam klanı yeni lideri Marius, başarılı performansıyla dikat çekiyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim. 'Blood Wars' ismi kadar gaddar bir film değil ve bir çok diyalogda insancıl ögelere rastlıyoruz. Bu durum beni çok şaşırttı. Ben serideki dilin ve tavrın daha da sertleşeceğini, Selene'in bir önceki filmdeki ruh halini takiben daha umursamaz ve gözü dönmüş bir tavra bürüneceğini düşünüyordum. Oysa ne o, ne de kendi ırkının liderlerini öldürme cesaretini göstermesinden sebep peşine düşen vampirler, mantıksız bir öfke içerisinde olmayacaklardı. Hatta kurt adamları tekrar bir araya getiren yeni lider Marius'a karşı mücadelede Selene ile güç birliği yapacaklardı. Charles Dance'ın canlandırdığı vampir lideri Thomas'ın, Selene'in varlığına ve vampirlerin arasında bulunmasına ne kadar karşı olduğunu, bir önceki filmde izlemiştik. Şimdi aynı Thomas,vampirlerin ihtiyar heyetini oluşturan bireylere, kurt adamlarla olan mücadelede Selene'in önemini anlatarak beni çok şaşırttı. Film içerisindeki dengelerin bu kadar düzgün kurulması ve vampirlerin insani duygular beslediklerini gösteren diyaloglar içerisinde bulunmalarının perde arkasını merak ettim. Sonra filmin yönetmeninin Anna Foerster yani bir bayanın olduğunu görünce, taşlar yerine oturdu. Bayan bir yönetmenin varlığı, kan savaşlarını makul bir seviyeye çekerek olayları dengelemişti.

Kuzey topraklarının vampirleri, diyarın kültürüne uygun kıyafetleri ile 
filmin dikkat çeken karakterleri oldular. 

Filmde çok etkilendiğim detaylardan birisi, kuzey diyarlarda yaşayan vampir klanının varlığıydı. O topraklarda bulunan ülkelerinin kültürlerine uygun kıyafetleri ile vampirden çok elf'leri çağrıştıran klanın bireyleri ve liderleri, konuyu renklendirmiş ve çok başarılı şekilde adapte edilmişler. Bununla birlikte kurt adamları bir araya getiren Marius karakteri de filme çok yakışmış. Yalnız şunu da eklemek zorundayım ki, Marius'un ilk üç filmde boy gösteren ve kurt adamları kölelikten kurtarıp güçlü bir klan haline getiren Lucian'ın karizmasını yakalaması mümkün gözükmüyor. Kendi içerisinde değerlendirildiğinde Marius güçlü bir karakter ama bir Lucian olması söz konusu değil. Yine de Tobias Menzies'in bu rolde çok iyi iş çıkarttığını söylemeliyim. Solisti ölmüş meşhur bir rock grubuna katılan yeni solist olmak kolay değil. Genel olarak değerlendirdiğimizde, güçlü bir serinin devamı olarak ele alırsak 'Blood Wars' iyi bir film diyebiliriz. Daha önceki filmleri izlememiş birisi ise bunu cumartesi gecesi geç saatlerde televizyonda yayınlanan türden bir film olarak algılayabilir. Projenin geçmiş ayaklarını bilenler, şüphesiz büyük keyif alarak izler. Ben bu filmin bazı yönlerini güçlü buldum ve onları dile getirdim. Güçsüz olduğu yerler var mı diye sorarsanız şunu söyleye bilirim. Öncelikle bu yazıyı filmi ilk izlememden sonra yazıyorum ve oyunculuklarda sanki az ama çok az bir amatörlük sezdim. Yani demek istediğim, bir çok sahnede diyaloglar, profesyonel sinema sanatçılarının arasında değil de sanki masa başı oyun oynayan amatörlerin diyalogları gibi geldi bana. Böyle düşünmeme sebep nedir bilemiyorum. Bir kaç izlemeden sonra belki ikinci bir yazı daha yazar, düşüncelerimi sizlerle paylaşırım. Onun dışında ben biraz hayran gözüyle de baktığımı itiraf ederek filme sekiz puan vereceğim. Son olarak, gösterideki son perde olacağını düşündüğüm film, devamı olacağı sinyali veren bir şekilde biterek beni bu yönde de şaşırtmayı başardı. Bakalım hikaye ne yönde genişleyerek devam edecek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GHOST IN THE SHELL 2017

BATMAN V SUPERMAN ADALETİN ŞAFAĞI